RAMAZAN GELDİ… PEKİ BİZ HAZIR MIYIZ?
Bu gece ilk sahura kalkacağız.
Saatler geceyi gösterirken mutfak ışıkları yanacak, çay demlenecek, sofralar kurulacak. Kimimiz heyecanla, kimimiz alışkanlıkla… Ama her yıl olduğu gibi Ramazan yine kapımızda.
Ramazan denildiğinde çoğumuzun zihninde ilk olarak oruç gelir. Aç kalmak, susuz kalmak… Oysa mesele sadece mide değildir. Ramazan biraz da toplumun aynaya baktığı aydır. Kim olduğumuzu, nasıl yaşadığımızı, neyi unuttuğumuzu bize gösterir.
Eskiden mahalle aralarında iftara yakın bir telaş olurdu. Fırın önlerinde kuyruklar, evden eve gönderilen tabaklar, “bizde fazla pişti” diyerek paylaşılan yemekler… Şimdi sofralar büyüdü belki ama komşuluk daraldı. Masalar kalabalık, gönüller bazen yalnız.
Ramazan aynı zamanda çelişkilerin de ayıdır. Bir yanda israf edilen sofralar, diğer yanda evine et girmeyen aileler… Sosyal medyada paylaşılan gösterişli iftarlar ile sessizce bekleyen ihtiyaç sahipleri arasındaki mesafe, bazen kilometrelerle değil vicdanla ölçülür.
Bir gazeteci gözüyle baktığımda Ramazan; sadece bireysel ibadet ayı değil, toplumsal sorumluluk sınavıdır. Belediyelerin kurduğu iftar çadırları, sivil toplumun yardım kampanyaları, esnafın veresiye defterini kapatması… Bunların hepsi Ramazan’ın ruhuna ne kadar yaklaştığımızın göstergesidir.
Ama asıl soru şudur:
Ramazan bizi gerçekten değiştiriyor mu?
Bir ay boyunca sabretmeyi öğrenip, on bir ay boyunca aynı öfkeyi sürdürüyorsak…
Bir ay boyunca paylaşmayı hatırlayıp, sonrasında unutuyorsak…
O zaman Ramazan takvim yapraklarında kalıyor, hayatımıza inmiyor demektir.
Ramazan, açlıkla empati kurdurur. Fakirin hâlini anlamayı öğretir. Ama bunu sadece iftar saatine kadar hissedip, ezanla birlikte unutursak; bu ayın bize anlatmak istediğini yarım bırakmış oluruz.
Bu gece başlayacak olan bu mübarek zaman dilimi, belki de hepimiz için bir muhasebe fırsatıdır. Ne kadar insaflıyız? Ne kadar adiliz? Ne kadar paylaşıyoruz?
Ramazan geliyor.
Belki de asıl mesele, onun gelişine değil; bizim içimizde nasıl karşılandığına bakmaktır.
Ve belki de bu yıl, sadece sofralarımızı değil; kalbimizi de genişletmenin vaktidir.
